MUHAYYEMAT!.

Ayşe Müzeyyen Taşçı
Yazar : Ayşe Müzeyyen Taşçı
Email : Belirtilmemiş
Makale Tarihi : 10 Nisan 2014 Perşembe 14:59
Okunma Sayısı : 1256 Kez
  Yazarın Tüm Makaleleri

Öncüpınar sınır kapısı Suriye’den çıkmaya çalışan savaş mağduru insanların oluşturduğu uzun kuyruklara geçiş verme telaşı yaşıyor adeta.

Sırtlarına alabildikleri birer sünger yatak, bir iki valiz ile şaşkın bir şekilde sınırın bu yakasına geçmeye çalışıyor insanlar. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar bezgin, bitkin bir ifade ile bir cehennemden kaçıp başka bir belirsizliğe doğru yol alıyor.

Biz ise tam tersini yapıyor, daha önceden ricamız üzerine İHH tarafından alınmış izinle diğer tarafa Suriye’ye geçiş yapıyoruz.
Kapıdaki kuyruğun benzeri manzaralar sınır içindeki tüm yol boyunca devam ediyor. Merak ve ilgi ile olup biteni anlamaya çalışarak ilerliyoruz. Kıs bir süre sonra ilk kamp ile karşılaşıyoruz; Babusselam ..

Suriyelilerin kendi çabaları ile oluşturuldukları kamp içler acısı manzaralara sahne. İlkel çadırlardan oluşturulan çadırlarının aralarından iç kısmalara doğru ilerliyoruz.Kenarları taşlarla tutturulmaya çalışılan çadırların içleri ayrı, dışları ayrı dram..
Bize eşlik eden İHH yetkilisi kardeşimizin dediğine göre Suriyeli mülteciler burayı genellikle bir geçiş güzergâhı olarak kullanıyorlarmış. Üzerlerine yağan bombalardan canlarını kurtarmak üzere buraya sığınan insanlar bir süre sonra kendilerini toparlayıp aklıselime ulaşınca, buradan yeni göç noktalarına doğru hareket ediyorlarmış.

250 bin kişinin yaşam mücadelesi verdiği bu alana İHH dev bir mutfak tesis etmiş. Her gün 250 bin kişilik sıcak yemek pişiriliyor, yine Suriyeli mültecilerden oluşan aşçılar tarafından.

Hemen mutfağın karşısında Sadakataşı Derneği’ne ait Mobil fırın kesintisiz ekmek üretiyor. Gün içinde İHH’nın servis aracı ekmek ve sıcak yemekleri ailelere ulaştırıyor. Ayrıca Reyhanlıda bulunan İHH merkezindeki ekmek fabrikasından her gün 175 bin ekmek üretilerek bu güzergâh üzerinden Suriye’nin içerisindeki halka ulaştırılıyor.

Çöl iklimi sebebi ile toz duman altında göz gözü görmeyen bu alanda, kamp sakinleri köylerden gelen ufak tefek ürünleri sattıkları minik bir çarşı bile oluşturmuşlar. Acılar içinde, ağır yaşam şartları altında hayat bir şekilde devam ediyor burada. Var olan “çadırları prefabrik çadırlarla” değiştirmeye başladıklarını ifade den İHH yetkilisi kardeşimize minnetle bakarak yolumuza devam ediyoruz.

Sağlı solu zeytin ağaçlarının sıralandığı arazinin ortasındaki yoldan ilerliyoruz aracımızla. Bir zamanlar seyahat maksatlı heyecan ve merak içerisinde geçtiğim bu yolları şimdi acı ve hüzün dolu duygularla yeniden geçiyor olmak garip bir his..

Köylerin içinden ilerleyerek sokak aralarında seyrediyor aracımız.

Köylerin görüntüsü İlk bakışta terk edilmiş intibası veriyor olsa da, sonra birer ikişer tavuklara, çocuklara ve omzunda silahları ile dolaşan gençlere rastlıyoruz sokak aralarında.

Araziler yemyeşil ve uçsuzu bucaksız.. En ufak bir kareyi bile kaçırmış olmanın telaşı, yüreğime oturan hüznün ağır yükü ile aracın camından dikkat kesiliyorum.

Daha önce İŞİD (ırak şam devleti) kontörlünde olan bu güzergâhta çok insan katledilmiş. Tüm her kesi tekvir eden İŞİD, savaş mağduru, Esetin zulmünden bizar olmuş insanlara bir başka tehdit oluşturmuş. Neyse ki bölge bir araya gelen grupların oluşturduğu Cephe-i İslamiye’nin kontrolüne geçişi ile derin bir nefes almış venispeten güvenli hale gelmiş.

İHH amblemli aracımızı geçiş noktalarında selamlayarak uğurlayan gönüllü genç mücahitlerin yüzlerine dikkatle bakıyorum, zira (Allahualem) geleceğin şehit yüzleri bunlar.

Sınırdan itibaren tahmini 200 km ilerledikten sonra bu kez ŞEMMARİN Kampına ulaşıyoruz. Kampta tam 6 bin kişi meskûn. Kamp iki bölümden oluşuyor, bir kısmında 110 yetim ailesi ve 300 yetim, diğer bölümde ise normal mülteciler barınıyor.

Kamp prefabrik olarak inşa edilmiş. Ortasında dev bidonlardan oluşan bir çeşme, ortak kullanıma açık banyolar, sıcak yemek pişen kocaman bir mutfak ve çocuklara eğitim veren okullardan oluşuyor. Yetimlerin okulları ise kendi kamp alanlarında bulunuyor. Çocuklar her gün düzenli olarak bu prefabrik sınıflarda ders görüyorlar. Ayrıca, genç kızların devam ettiği bir hemşirelik kursu ve bir dikiş atölyesi mevcut.

Kampa girer girmez çocuklar tarafından karşılanıyoruz. Sanki bizi ilk kez görmüyormuş gibiler, hemen sokuluveriyorlar. Yakınımda olan bütün çocukları bir şekilde kavrıyorum. Prefabrik binaların minik kapılarından bile birbirimize yapışık geçiyoruz. Öğretmenleri ile derse yapmakta olan yavruların yanlarına ilişip onlarla beraber dersi dinliyoruz. Komşu sıralardaki minik eller çaktırmadan yanlarına davet ediyor, bende “çaktırmadan” tebessüme ederek ara ara kaçamak yapıyorum

Yetim olmak, hele savaşta yetim olmak nasıl korkunç bir acı olmalı. Bir çocuğun yeryüzündeki en önemli varlığı olan ailesini, anne- babasını gözleri önünde elinden alan bir savaş. Onu boynu bükük, yaralı, ürkek ve korku içinde bırakan bir savaş..
Düşündükçe kahreden bir gerçek bu..

Biri bana söyleyebilir mi, minik yavrular yaşadıkları travma ile nasıl bir gelecek inşa edebilecekler ..

Bu masum varlıklara bunu yaşatmaya kimin hakkı olabilir ki..

Ne yazık ki zaman denilen kavram tükeniyor ve bağrımıza bastığımız, başını okşadığımız ve acı ile kıvrandığımız yavrulardan ayrılma zamanı geliyor. Onları ardımızda bırakıp gitmek acı veriyor, derin ve sarsıcı bir suçluluk duygusu ruhumuzu kasıp kavuruyor.

“Yine gelecek misin” diye fısıldıyor kulağıma gül yüzlü,ceylan bakışlı adaşım aişe..”Geleceğim” diyorum kısık bir sesle, iç sesim “inşallah” derken endişe ile.

Yüreğim ardımda kalıyor..

Savaşın, tüm bu olanların suçlusu benmişim gibi hissediyorum, omuzlarım çöküyor canım yanıyor.
Bu kez istikametimiz Siccu kampına doğru. Eset tarafından bir kaç gün önce bombalanan Azez köyüne üç km uzaklıkta, yol üzerinde prefabriklerle oluşturulmuş bu kamp.
Siccu’da 80 yetim aile ve 120 yetim çocuk barınıyor. İçerisinde anaokulu, mescidi, mutfağı, banyoları bulunan, ısınma ve elektrik ihtiyacı giderilmiş olan imkânları gayet iyi bir yerleşim alanı. Ancak adı üstünde sadece bir kamp, ne yazık ki bir “yuva” değil
Doğrusu, Bosna, Çeçenistan savaşlarında da bu tür faaliyetlerin içerisinde bulunan biri olarak “çadır kampı” ile ilk kez Marmara depreminde karşılaşmıştım. Buna dair başka bir tecrübem olmamıştı. Depremden sonraki süreçte “kamp” gerçeği ile şimdi buralarda yeniden yüzleşiyordum. Yinede Suriyeli muhacirlerin sığındığı şehirlerde karşılaştıkları sorun ve maruz kaldıkları kötü muameleyi düşündüğümde sanki tercihe değer gibi geldi bana ki, Rabbim kimseyi mecbur etmesin.

Siccu kampı şartları sebebi ile biraz daha gönlümüze su serperken mihmandarımız tarafında “ayrılma zorunluluğumuz” hatırlatılıyor. Suriye toprakaltından yürek acısı ile geri dönerken tek bir cümle kuracak takatimin bile kalmadığını fark etmekediyorum. Söz bitmişti.. Ne söylenebilirdi ki.

Bir haftadır uzak olduğum evime bir gün sonra döneceğimi düşünerek, bu duyguyu kaybetmişlerin gönül dünyasına doğru kurduğum duygudaşlık (empati) ile sürdürüyorum dönüş yolculuğumu. Suçluluk duyarak, dualar ederek, zalimlere lanetler yağdırarak.

Yeryüzünün tüm yetimleri için “yüreğimi ve emeğimi harekete geçireceğime” dair Rabbime söz vererek ayrılıyorum bölgeden.
Antep’te konakladığımız yetimhane, kilitse ziyaret ettiğimiz yetim aileler, Suriye içerisine yetim kamplarına gerçekleştirdiğimiz yolculukta bize destek veren kardeşlerimize duyduğumuz minnetle veda ediyoruz bölgeye.

Kilis’te bulunan İHH’nın Suriye Koordinasyon merkez sorumlusu Erhan Bey kardeşime, bize eşlik eden Muhammet Karadağ kardeşime ve İHH Reyhanlı Merkez Ofis’ten Murat Kavaktan Beye yardım ve destekleri için teşekkür ediyorum.

Kendileri “Yetimin başını okşayarak Cennette kendisine yakın olabilmemizi” tavsiye buyuran Efendimiz (a.s)in davetine icabet etme arzumuza destek olarak bizi bahtiyar ettiler.

Allah razı olsun.

Yaptığımız tüm ziyaretlerde, gördüğümüz her noktada “keşke sana gerek kalmasaydı” dedik. Ancak mademki gerek oldu, her yerde seni görmekle iftihar ettik. Yolun açık, sofran bereketli, dostların kuvveti, düşmanların hidayet üzere olsun ey İHH” dedik.

Şükür ki varsın ey İHH..

Yorum yapmak için lütfen sisteme üye girşi yapı

Üye Olmak İçin Tıklayın | Üye Girişi

Çok Okunan Makaleler